Sosyal ağlar :

DİL

PRATİK BİLGİLER

» Amortisman Sınırı
» Vergiden Müstesna Yemek Bedeli
» Emlak Vergisi Oranları
» Fatura Düzenleme Sınırı
» Değer Artış Kazançları İstisna Tutarları
» Kıdem Tazminatı Tavanı
» Usulsüzlük Cezalarına Ait Cetvel
» Yıllık Ücretli İzinler

MUHASEBE STANDARTLARI

Ülke içinde kullanılan muhasebe standartlarını uluslararası standartlarla bütünleştirebilmek için 1995 yılından bu yana 43 uluslararası muhasebe standardı Türkiye’ye ...

T.C. RESMİ GAZETE

   TARİHİMİZDEN

BU VAHŞETİN SEBEBİ NEYDİ?

  BU VAHŞETİN SEBEBİ NEYDİ?


Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan ordusu‘na esir düşen askerlerimiz Yunanistan ‘daki çeşitli esir kamplarına götürülmüştü. Bu kamplarda sivil esirlerimizde vardı.Bunlardan Ahıskalızade Ahmet ,yaşananları şöyle anlatıyordu :

‘’Lutiye’de bir yıl boyunca elbise ve çamaşır vermediler.Yarım ekmek ve sade fasulyeyi alabilmek için dayak yemek mecburiyetinde idik.Bu dayaklar yüzünden ölenler olduğunda Hollanda Büyükelçiliği’ ne şikayette bulunduk ama olaylar geçiştirildi.Asker esirlerimiz yok ediliyordu.’’

Eskişehir’in Akçalan Mahallesi’nden Medrese Müdürü Ali Osman Efendi  de “Pislik içindeydik” diyordu:

“Ondan sonra müthiş bir dizanteri başladı. Hastalığa yakalananlar çamur içinde yatırılır, hastaneye kabul edilmezlerdi.Bazen günde 10 kişi ölüyordu. Bu şekilde kamp çevresinde büyük bir İslam mezarlığı meydana geldi.Lutiye’de 18 ay 19 gün kaldım.Senelerce bir fırının alevleri karşısında çalıştırılıp bir gün olsun temiz hava almasına müsaade edilmeyen  arkadaşlarımız vardı.”

Eskişehirli öğretmen Gazizade Hacı Mehmed Sadık da “casus “di tutuklanıp  Milas Adasına gönderilmişti.

Milas Adası’nda 5 bin sivil esir bulunuyordu.Esirler vapurun ambarına konularak iki  gün susuz bırakılmış, bu yüzden 672 sivil esir susuzluktan ölmüştür. Geriye kalan esirlerde Milas Adası’nda gıdasızlıktan günde sekiz on kişi kaybetmiştir.Beş bin esirden üç bini geri dönememiştir.

Milas’ta altı kişiye bir ekmek verildiğinden esirlerin çoğu açlıktan öldü.Yunan  Jandarması esirleri keyfi olarak öldürüyor,bundan sorumlu tutulmuyordu.”
Yunan Ordusu’nun Anadolu’da halka yaptıklarını anlatmaya çalışan Edremitli bir memur, bunun tam olarak ifade edilemeyeceği düşüncesindeydi.
Bize bu şekilde davranmalarının sebebi  Falih Rıfkı’nın şu satırlarıdır:

“Bizimle savaşan Hıristiyan milletler yalnız Türk hakimiyetine değil,Türk Milleti’ne son vermek istemişlerdir.”Gerçek soykırımı kendileri yapmak istediler,92 de bosnada,şimdi ırakta değişen bir şey yok.Tarih tekerrürden ibarettir.

Ey şimdi köyünden pek uzakta
Ey şimdi bir yığın kara toprakta
Uyanmaz uykuya dalan yiğitler
Şehitlik şanını alan yiğitler

Ey şimdi sevgili ailesinden
Ey şimdi gençliğin her hevesinden
Ayrılıp bayrağa kavuşan erler!
Ah,o bayrak için ölen neferler!

Düşündüm sizlere anlatabilen
Bir ilhama sahip olmak istedim
Sanat incileri sahtedir,sizden
Şiirime bir avuç toprak istedim.


Türkler Yunan Esirlerine Ne Yaptı ?

Bütün bu olaylardan sonra Mehmetçik ve millet, esirlerine nasıl davranmıştı acaba?Bunu Kızılhaç da merak ediyordu.Lozan Antlaşması’ndan önce yapılan  karşılıklı  esir değiştirme programı ile 10 bin civarında Yunan savaş esirini iade eden Türkiye’nin elinde 352’si subay 4579 Yunan savaş esiri daha kalmıştı.1923 Şubatında  Uluslararası   Kızılhaç Komitesi bu esirlerin durumunu denetleyip bir rapor hazırlamak üzere bir Türkiye gezisine çıktı.
Komite, Yunanlıların yakıp yıktıkları yerlerden geçerken kendi ifadeleri ile “Bu kadar vahşet ve mezalimde bulunmuş bir ordunun esirlerine “yapılan insanca uygulamayı hayretle karşıladı. Gördükleri inanılır gibi değildi.Yunan esirleri çok rahattı.

Zulüm silindirinden geçmiş Uşaklılar,işgalin bitmesinden bir hafta sonra esir Yunan askerlerine süt dağıtmışlardı.Afyon’da halk Yunanlı esirlere 500 kat çamaşır vermişti.Konya’da  da halk 350 adet yorganı bulup buluşturmuş, Yunan esirlerin üzerine örtmüştü.Hastanelerde yaralı Türk askerleri yerlerini hasta Yunan esirlere verip yerlerde yatıyorlardı. Esir taburlarındaki Yunan askerleri Türk askerlerinin yediği yemekten yiyor, onların askerlik şartlarını paylaşmak dışında ayrıca bir uygulama ile karşılaşmıyordu.Esir Yunan  subayları , Türk meslektaşlarının ağır maddi sıkıntı yüzünden zamanında alamadıkları maaşları günü gününe ve kuruşu kuruşuna alıyorlardı.Anadolu ‘da hiçbir esir garnizonu dikenle tellerle çevrilmemişti.Kızılay Ankara  Temsilciliği daha 1921’de Talas’taki Yunan esirlerine 300 takım çamaşır ,300 çamaşır, 300 fanila,300 çift çorap ve ayrıca para göndermişti.Aynı tarihte Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi  üyeleri yarı aç yarı tok yaşıyor, Anadolu büyük güçlükler altında eziliyordu.

Türk halkı esirleri korumanın bir şeref meselesi olduğunu,elinden silahı alınmış bir insana el kaldırılmaması gerektiğini düşünüyordu.Türk devlet geleneğinde de esirlere işkence yoktu.Dolayısı ile Türkiye’de esirlere kötü muamele sistemi kurulmamıştı.

Eyüp Sabri Bey hatıralarında  Antep’ten Mısır’a esaret yolculuğunun son kısmını beş Müslüman Hintli nöbetçinin nezaretinde yaptıklarını,bir ara kaçma fırsatı buldukları halde “Bu Müslüman askerlere İngilizler zulmeder” düşüncesi ile kaçmadıklarını yazar.Bunu da büyük bir doğallıkla asla vurgu yapmadan belirtir.

İnsanlığa “Ağalık”yapmak kolay değildir. o ağalık gerçek asalet ister.Asırlarca Haçlı zihniyetine karşı mücadele etmiş bu Fetih ruhunun boğulması kolay değildi elbet.Ona karşı uygulanan vahşet bir intikam olduğu kadarda bir yıkma yöntemiydi.Onun kendisine olan inancını,güvenini yok etmeye yönelik bir yöntem…   

Sarıkamış,Altınbulak
Soğanlı’yı biz ne bilek
Bizim uşak böyle gezer
Ağlu zubın,kara yelek

İbrişimin kozaları
Battın avşar kazaları
Sarıkamış’ta kırıldı
Goncagülün tazeleri

Yüzbaşılar,binbaşılar
Tabur taburu karşılar
Yağmur yağıp gün değince
Vatan şehitle  ışılar